16 Aralık 2015 Çarşamba

HİÇLİĞE ÖZLEM

Gözleri kapalı cenin kulaklarında uğuldama ılık vücudu karanlık dokunulmamış
Huzur içinde huzuru tatmadan yummuş ellerini açmayı bilmeden
Bilmiyor kaybettiği an olacağını huzuru öğrendiği anın  
Bilmiyor çırpındıkça dibe inmeyi çırpınmaktan vaz geçememeyi
Çırpınmıyor
Bilmiyor var olmayı
Bilmediği gibi uzaklaştığı hiçliği
Var olmak beyaz leke gecede

Sırf hiçlik görünsün diye

15 Aralık 2015 Salı

SONRA

                                                               

Yürüyordum, yoruldum
Dönmek istedim, yorgundum
Yola baktım, gri sonsuz ve serin
Durdum
Azalttım dünyamı, adım adım
Karardı dünyam, önce bulanık sonra siyah
Gülümsedi siyah, ben de gülümsedim
Çıkmak istedim yoldan, tamam dedi
Gülümsedi siyah, mutlu oldum
Açtım gözlerimi, sakin huzurlu boş
Gezdi yüzümde karıncalar, gıdıklandım
Isırdılar ensemi, terledim
Durun dedim, durmadılar
Yola baktım, kulaklarım uğuldarken
Kum tepeleri, kuru sarı ve sıcak
Gözlerim buğulandı, yanaklarım ıslandı
Sonra anladım, ne anladığımı bilmeden
Gülümsedim, bozuldu yanaklarımdaki kum desenleri

Sonra, yürüdüm

SAHİP


Uyursan ölürsün yaşarken bizimsin ölüyken kimsenin
Fısıldıyor sahip bukleleri altın gözleri donuk ölü gibi ama sadece soğuk
Öldürmem seni postallarım yeni hem de parlak
Kırmızı sevmez doğa bu aylarda uyandırmak hakaret uykusunda beyaz ve bitkin
Paçavra değerli karnını örten sen değilsin bacakların kızarmazken soluk cılız
Fısıldıyor Uyan! Kalk ayağa terlemiş omuzların zayıflıktan
Bıyığı hançer kaşları çatık karanlık gözleri çekik kor ateş
Kabart göğsünü erkeksin haşmet sever tanrı  
Kanın benim gücüm kaynasın hiddetlen salla kılıcını
Kalın bileğin hırsım adalen ululuğum sen kulum
Uyan! Fısıldadı yapışmış saçı kızarmış alnına gözleri şehvet dudağı ıslak
Hırıldadı ılık tenin pürüzsüz yuvarlak kalçaların mabedim
Bırak kendini çarşaf ağustos güneşi altında deniz
Benim ol sokul göğsümle bir bana ait ol
Seveceğim seni sonra tanrının aşık olduğu adamın

Tanrıyı sevdiği kadar